Salı

ŞERİT



çın çın örtüyor baharı
ortasını ecele ayırdığınız
havuzun yüzeyinden kalkan ayna

böyle mi tutunmuştu iki karanlık
an arasında titreşen akrep
çevresindeki fısıltıları dolaşan
o yürek burkulmasına

bilinmiyor yüzey kazanmadıkça meşru yalanlarda
hiçbir ikili arasındaki ilgi
uçurum ve tahta bavul
gurbet ve siren sesi

bırakmak diye bırakmak bırakmak
kayalıklara derin derin göz çukurlarına bakıyorum

çoktan öldü o sürgün
sayısız mektuplarda


BAHİS


   
kayboluş sırrı nerdedir, eğik başlarda, yukarda, yek boyun oluş sağlıyor yan yana binlerce halka, kendi gider izi kalır derin halkanın, ne adın ne iskeletin,

öyle sıkı, amaçsız, ağırdan, savrulmasız,

devrilmiş körlüğüne bekler durur beni, yaz uçlarından devşirilmiş bir acındırmaya geçiş tonunda, kazına kazına son noktasına kadar yuvarlanır durur, dibine doğru uğulduyor diye caddeler unuttukça,

o geçtiğin nehrin ağıttan farkı ne sorusu, hemen ardından da toplayabildin mi gövdenden şarapnel parçalarını, sanki yeniden açıyor bu faslı, halkadan caddeler derin iskeleti kaldırdıkça kör noktaya,

bütün ulusların elinde aynı hançer, bütün kovaladığı aynı kişi, kimse seni alnından öpemez,  dağları yürüttüğün güne akıyor boğazımdan her düğüm, kuyuda biri var diyorum inanan çıkmıyor,

soluması ve kullanılmış bir tek silahı bile yoktur, bu ateş bahçesi bitsin, kalbim kendini hep aynı uçuruma düğümleyerek kaçarsa kaçsın,

sen uzaklara özgüsün, gel bende giyin tenini



ESKİ EKSİK EK


marş değince dört duvardan kuduruk gölgeler aşar
sökük ağız üzerinde köpükler ürpertir geni
geçip gitmek heveslisi bir ortak can neferleri
benzer ayarlayan sana kefesiz terazilerle
hayatta sendelediğin anların nabzında durur

ters ecelin düz bakışı emin bir ada hazırlar
konukluktan yeni çıkmış sürüngen yavrularına
buruşur gece sorgucu gündüz sorgucuna karşı
bu karede ne arıyor hesabını vermek için
albatros hayallerini keserek seyreden gemi

KİMSE


Seni hayal edebilmenin sesi, "Esrikliğinde beni inciten bir şeyler var" dedi. "Seni duyuyor, ama anlayıp seçikleştiremiyorum" diye sürdürdüm; "çünkü yokluk mesafesindeyiz."

AD RESURRECTIONEM



yerimizden vazgeçiyoruz
kimsenin öyküsünde yarıda kalmamak için

ezgili bir şimşekti kuşkusuz sonlara doğru
organları öğütülerek yükseltilmiş bedenlerimiz

alnımızı eğmeden geçiyoruz
tarih ve insanoğulları boyunca varlık sferlerinden

kuru dallar bizi gösteriyor dağ üstleri ve etek taşları
yeni kınalanmış ellerdeki bekleyiş yeminimizi

bir harf daha eklese de karşı geçe babası boş
kendisini zaptettiği delirme günlüğünün adına

dursuz kıyımın gecesi olası bir yansıdan kaçırmada
yansı kalış dalgınlığı üzerinde izlerimizi

yüce gölge pencerelerde birikir gibi tamamlanacak
bez ve söz altlarında hiçbir yerde bulunmamışlığımız


SİZİN ORDAN GEÇEN YÜKLERE BAKIŞ



dağılgan ve karışık saçlıdır hayat
dönüp hatırlandığında
onu ellerinle bulup
kalbinle yitirmişsindir

hangi evlerde büyüse
olmuş olduğu olacakmıştır
bütün uzgörürlüğüyle
seni hiç bilmemek bilir

anlatır kıvrımlanışla örtülerinde gerçeği
iki insan arasının yarattığı uğultu
ne bakımdan tasarlansa birbirini arıyordur
biraz yara biraz umut biraz tuz

duyup yaklaşıldığında cismine bürünecektir
bir kıyının bir kıyıdan ayrılması
her sabah