Salı

ESKİ EKSİK EK


marş değince dört duvardan kuduruk gölgeler aşar
sökük ağız üzerinde köpükler ürpertir geni
geçip gitmek heveslisi bir ortak can neferleri
benzer ayarlayan sana kefesiz terazilerle
hayatta sendelediğin anların nabzında durur

ters ecelin düz bakışı emin bir ada hazırlar
konukluktan yeni çıkmış sürüngen yavrularına
buruşur gece sorgucu gündüz sorgucuna karşı
bu karede ne arıyor hesabını vermek için
albatros hayallerini keserek seyreden gemi

KİMSE


Seni hayal edebilmenin sesi, "Esrikliğinde beni inciten bir şeyler var" dedi. "Seni duyuyor, ama anlayıp seçikleştiremiyorum" diye sürdürdüm; "çünkü yokluk mesafesindeyiz."

AD RESURRECTIONEM



yerimizden vazgeçiyoruz
kimsenin öyküsünde yarıda kalmamak için

ezgili bir şimşekti kuşkusuz sonlara doğru
organları öğütülerek yükseltilmiş bedenlerimiz

alnımızı eğmeden geçiyoruz
tarih ve insanoğulları boyunca varlık sferlerinden

kuru dallar bizi gösteriyor dağ üstleri ve etek taşları
yeni kınalanmış ellerdeki bekleyiş yeminimizi

bir harf daha eklese de karşı geçe babası boş
kendisini zaptettiği delirme günlüğünün adına

dursuz kıyımın gecesi olası bir yansıdan kaçırmada
yansı kalış dalgınlığı üzerinde izlerimizi

yüce gölge pencerelerde birikir gibi tamamlanacak
bez ve söz altlarında hiçbir yerde bulunmamışlığımız


SİZİN ORDAN GEÇEN YÜKLERE BAKIŞ



dağılgan ve karışık saçlıdır hayat
dönüp hatırlandığında
onu ellerinle bulup
kalbinle yitirmişsindir

hangi evlerde büyüse
olmuş olduğu olacakmıştır
bütün uzgörürlüğüyle
seni hiç bilmemek bilir

anlatır kıvrımlanışla örtülerinde gerçeği
iki insan arasının yarattığı uğultu
ne bakımdan tasarlansa birbirini arıyordur
biraz yara biraz umut biraz tuz

duyup yaklaşıldığında cismine bürünecektir
bir kıyının bir kıyıdan ayrılması
her sabah

PANDOMİM



ellemek acı küskünlük zarından kazınmış beyni
yağmurdan kuklalarını görmekte kullanan günde
sızılanmakla kurulmuş ince hayvana kılavuz olmak
dokunmak yalvaç aralar ağartan tekrar ellerle

-ustura ağzıdır gönül dinmezliğinden inci’nin
sokak üstlerinde dönen kızgın bir çembere doğru

o zaman murada ermiş bakışın çeliklediği havadan
sesleşir erimişlerin topuğuyla beslenen kunduz
ve gür seslerde yuvalanan fahişe bulur kendini: dünya!
yuvarlağından bir büyü taşıl ve yıllar içinde
yüzleri yüzlere gömüp iner mührüne derinliklerin

-sırların kızlığı işte o ilk mülkiyet sancısı

işte yorgun tamburlarla geçtiğimiz kapılar kan
boynu vurulmuş tek güneş kalabalık ölümüme