Pazar

GURBET


niye mi değilim aranızda
siz hayvan beslersiniz evlerinizde
ben odamda küçücük bir akarsu


L


tam burada akşamüstlerinin ilki
anısız bir zeymuranın dinlediği şarkıyım
gittikçe genişleyen
bakışlar ve yitikler arasıyım

A


evet bir nokta
………hem öte
………hem yukarı olunca
son tutuyor şekilleri

ellerimize şaşkın baktığımız bir an
yüzümüzden nesnelere
nesnelerin hiç olmamış yüzüne
kaçan nokta
kendine getiriyor uzağımızda bir kaçkını

KESİK


kırık çerçevesi içine oturtulmuş hayat
neden artık tahtadan kanatlarını takmıyor

ellerini suyun sessizliğinden
gecenin taşlardaki derinliğinden alan gözlerini
periler de bilemiyor

bu ağrı nasıl bir kayıp çiçektir
suskunluğun derin bahçelerinde

ağzının yarı yolunda yarı tanrılar anladım
kara bir öpüş saklıyor dilimden uçan yaraya

önümde hep aynı sabır sarısı yanılsama
koynumda bir ömür açmadığım zarf

bir dağın bitmezliğine yaslandın yaslandım
yarım kalmış ayışığıyla yüzümü kesip ağladım


AHŞAP BİR YARA


burada bitiyor atım
kıpkızıl bir ruha
dönüşüyor gelmiş olmak ardımda

ulaştım ama bu ova
kaybolmak için iyi
bir yer değildi belki

kırmızı-siyah türkçesinde kesik baş
içerimli tek ayetin
yanıp sönmesinden başka işte
nesi var

etimi sessiz zamanlardan bir et
eyliyorum kuşlara ki
tin hizası şımartmasın
nesneleri çığırından çıkartmayanı

geçerken ağzını yaralı
bir deliye geçiren çocuğa dokunamadım
ama bende kaldı dünyayı
doğrulayan dünyasızlıktaki
o azgın kanaması
ve soyunup attığı us
suyun düzeninden ilk yansı

ya da gerçeğin yüzünde paramparça olan
sıkışık an tanrıları

anımsıyorum benim de üstüm
bir yarayı yürüyerek büyüdüğümdü
annem onu yeterince
doğuramamış
biraz sincap dövmeli
biraz ahşap bir yara
düşürdüm bir kaçak oyunda onu da

uzakların uzaklardan sağdığı
bir küçük z harfini
kendine yaslanmanın
yeryüzsüz ilk harfini
yitirmiş omurgada
pazartesili bir yara

erişmelerin boş günü
çınlıyor sarp kayalarda
gitmekten kurtulmak için
her yerde birden oluyor
atım ve yok’u burada


CİDAR


dindi çığlığı betonun doyulgan kalınlıklarda

öylesine geçiyorum payıma düşen ağızdan
öylesine sızıyorum yaralı baykuş izinden


VEREV


zaman sende duruyordu hiçbir yere ulaşmadan
ıskalanmış bir yürüyüş bir gülüş kıpırdamadan
V’mizi tamamlıyordu sözün üstündeki yüze